2. Dikili Film Festivali Programı…
Urla’da Toprak Sahne Tiyatrosu tarafından organize edilen, Türkiye Tiyatrolar Birliği ve Urla Belediyesinin katkılarıyla gerçekleşen 2. Urla Toprak Sahne Tiyatro Festivali 16 Mayıs’ta 14 tiyatro’nun katılımıyla başladı.
Yaşadığımız tartışma sürecinde, genç tiyatro insanlarının düşünceleri de farklılaşıyor bu anlamda. Tartışmaya bakış açılarını birçok nokta üzerinden geliştiriyorlar fakat nihai son bu sürecin birlikte atlatılması olarak belirleniyor. Evet, özelleştirmenin karşısında durmalı ama masum olmadığımız tarafları hasıraltı etmemeliyiz. Eksiklerimizi ve yanlışlarımızı tartışmak, ret eyleminden kaçmak demek değil; bu süreçten daha sağlıklı, dayanışma içinde kurumlar oluşturmaktır. Tekel, Tariş, Kent AŞ süreçleri iyi incelenmeli, bugün Billur Tuz işçisinin yaşadıkları bu süreçten ayrı tutulmamalıdır. Şehir tiyatroları ve devlet tiyatroları sürecine karşı duruşumuz, işçi sınıfına saldırılara karşı duruşumuzla birleştiği müddetçe anlam taşıyacaktır. Salonların rutubetli ortamlarından sokağa çıkma zamanıdır bugün. (Orçun MASATÇI’nın, 16 Mayıs 2012′de yayınlanan yazısı)
Tiyatro gündeminde; bir yandan Şehir Tiyatroları protestosu yapan oyuncular, diğer yanda Haluk Bilginer’in bu konudaki yeni görüşleri ve hepsinden başka Balıklıova’da Köy Tiyatrosu yapan köylüler var… (Adnan TÖNEL’in, 16 Mayıs 2012′de yayınlanan yazısı)
Bu satırların okurları arasında yolu bir şekilde Kürt Newroz’u ile kesişmemiş olan yoktur, sanırım. Katılımcısı olarak, izleyicisi olarak, “olay çıkmasın” kaygılısı olarak, haydi, eksik kalmasın: “İsyan provası” diye öfkeleneni olarak… “Türk dünyasının Nevruz’u” ise, daha az biliniyor. Hayatımıza yeni girdi sayılır. O da yalnızca, Kürt Newroz’unu temellük etme ve/veya etkisizleştirme yolunda “resmî” bir girişim olarak. Bu nedenle de gündelik yaşamımıza -o eski folklorik tadı kadar olsun- değmedi. (Sibel ÖZBUDUN’un, 16 Mayıs 2012′de yayınlanan yazısı)
Donuk bir kutuda taşıdılar kalbi. Anılar adresini şaşırdı, kimi Kadın’da kaldı, kimi Adam’a taşındı, kimileri de evlatlık alındı. Kalbin rüyaları sınırsızdı ama küçük bir kutuya sığdı. (Selda UZUNKAYA’nın, 16 Mayıs 2012′de yayınlanan yazısı)
Birçok, aydın görüşlere sahip insanın da ebeveynlerini insan olduğu için değil, anne-babası olduğu için sevdiğini, iyi bir insan olduğu için değil, sadece anne-babası olduğu ve her anne-babanın yapmakla yükümlü olduğu ‘görevleri’ kendisine uygulayışını ‘fedakarlık’ gibi nitelediği için kendisini ebeveynlerine karşı borçluymuş gibi hissettiğini gözlemliyorum ve endişeleniyorum. Çünkü bu durum, düzene karşı olan insanların bile anne-babasını koşulsuz sevmesi ve yanlış söylemleriyle uzlaşması, yanlış ebeveynlerinin kendisini düzene yedekleyecek yönlendirmeleri ile uzlaşmasını, gereksiz bireysel özgürlük kısıtlamalarıyla uzlaşması ve insanlığının darbe yemesi durumunu ortaya çıkartıyor. (Bora ŞAHİNKARA’nın, 16 Mayıs 2012′de yayınlanan yazısı)
Bunların böyle olmasının neden, kapitalizmle bütünleşmiş ataerkidir… (Temel DEMİRER’in “Verilerle Ataerki Sorunu” yazı dizisinin 7. bölümü, 16 Mayıs 2012)
Tırnak altlarımda biriken yalnızlığın bir açıklaması yok. Giderken kapıyı bile çekmemişsin. Odama komşular, sokak çocukları ve alacaklılar dolmuş. Odama işportacılar, eski sevgililer ve polisler dolmuş. Odama hüzün, arabesk ve anason kokusu dolmuş. (Anita TAYLOR’ın, 16 Mayıs 2012′de yayınlanan yazısı)
….Caddeye çıkışımızla birlikte az ileride , meydanda , göbeğin orada yolu kesip , barikat kurmuş olan sayısız polis otosu ve bir yığın polis ordusu gördüm. Mavi üniformalarının içerisinde son derece kararlı ve öfkeli bir pozisyon almış halde ki polis amcalarımı gördüğüm anda son derece rahatlamıştım. (Bülent ARSLAN’ın, 16 Mayıs 2012′de yayınlanan yazısı)





























































