Bir İktidar Oyunu “Zırhlı Kurt”

İstanbul Şehir Tiyatroları, Tarık Günersel’in “Zırhlı Kurt” adlı yapıtını sergiliyor. Yazımı uzun yıllara yayılan yapıt, Osmanlı İmparatorluğu’nun iktidar katındaki çalkantılı bir dönemini anlatıyor.

Altı yüz yıl erkek padişahlarca yönetilen Osmanlı İmparatorluğu’nun belli dönemlerine kadınlar damgalarını vurmuşlardır. Günersel’in oyunu da romanlara, filmlere, oyunlara sıkça konu olmuş Kösem Sultan dönemini konu alıyor.

İmparatorluğun yönetici kaosu yaşadığı bir dönemde Kösem Sultan yoğun erkek kalabalığı ortasında çeşitli entrikalarla iktidarı yönlendirir. Bunu başarabilmek için yönetici vasıflara sahip olanları değişik oyunlarla saf dışı bırakarak kendi kuklası olabilecek kişilere yönelir.

Günersel oyunu üç oyuncu üzerine kurarak onlara değişik karakterler oynatıyor.

Sahnede çadırı andıran bir dekor var. Osmanlı sarayını temsil ediyor. Sarayın ortasında ise iki yuvarlaktan oluşan platformlar var. Bu platformlar padişah IV. Mehmed’in dünyasını gösteriyor.

Oyunda İlk perdede olaylar oldukça yoğun sıralanıyor. Kösem Sultan iktidarını kurmak ve korumak adına her türlü yola başvuruyor. Kendi oğlunun (Deli İbrahim’i) ölüm fermanını entrika çevirerek torunu IV. Mehmet’e imzalatıyor.

Oyun ilk perdede hızla gelişen olaylarla yüksek bir tempo yakalamışken ikinci perdede olaylarının devamının da aynı tempoda gideceği beklentisi içinde olan seyirci için biraz ağır kaçıyor. Çünkü ikinci perde de sadece Mehmed’in Yıldız Sarayı sürgünlüğündeki bunalımlı günleri sergileniyor.

Oyunun girişinde padişah IV. Mehmet iktidardadır. Ancak babaannesi Kösem Sultan onu tahta oturttuğundan kendisini kukla gibi kullanır. Padişah imparatorluğu yönetirken adeta bir zindana kapatılmış gibidir. Durumunu şu sözlerle ortaya koyar.

“Dünya zindan idi, zindan dünya oldu.
Hangi kadını hatırlasam, suratı babaannem!
Hangi adam gelse aklıma, suratı babam!
Anılar anlatılanlar akıncı gibi hücumda.
Kim erişebilir bu hıza?
Hafıza cehennem, cehennem hafıza..”

Yönetmen Erol Keskin padişahı sahne ortasındaki platformdan hiç çıkartmayarak bu tutsaklığın altını çiziyor.

Oyunda Aslı Öngören, İbrahim Gündoğan ve Murat Coşkuner rolleri paylaşıyor.

Murat Coşkuner dördüncü Mehmet’i oynarken Aslı Öngören ve İbrahim Gündoğan değişik karakterleri canlandırıyorlar.

Coşkuner zindan içine sıkışmış, iktidar olamayan padişahın korkularını, endişelerini ve bunalımlarını başarıyla işliyor.

Deli İbrahim, Cellat, Saraylı -yüksek bürokrat-, Köprülü Mehmed Paşa, Pietro Della Valle -İtalyan gezgin-, Viyana Kumandanı, Kanaryalı Vezir, Kadızadeli, Jüstinyen rolleriyle karşımıza çıkan İbrahim Gündoğan’ın performansı ise çok iyi.

Gündoğan ele aldığı karakterleri ince ayrıntılarıyla sahneye taşıyor. Her bir karakteri işlerken ortaya koyduğu zengin buluşları oldukça etkileyici.

Oyundaki kadın rollerini yorumlayan Aslı Öngören, başarılı oyunculuğuyla yeni bir zirveyi yakalıyor. Kösem Sultan olup ortalığı inim inim inletirken, Gülnuş Sultan olup temiz yürekliği, saflığı, sevecenliği ve neşesiyle çalıveriyor Mehmed’in gönlünü. Bir anda zalim kadın gidip yerine işveli cilveli saf, canayakın bir kadın geliveriyor. Aynı kadın IV. Mehmed’in sürgünlük günlerinde bakımını üstlenen peçeli dilsiz cariye olarak karşımıza çıkıyor. Konuşamaz ama dertlerinin ortağı olur sürgündeki Sultanın. Ne kadar kılık değiştirse de, karşımıza peçeli olarak çıksa da gözlerinden tanıdığımız oyuncunun bu birbirine zıt karakterleri peş peşe sahneye getirişi oyunculuk kariyerinde önemli bir zirve.

Medyada bolca yer alan abartılı Osmanlı hikayelerini izlemek, takip etmek yerine hiç abartısız süssüz bu oyunu izlemek bir çok seyirci gibi bana da iyi geldi. Oldukça yalın, ayrıntılardan kaçınılmış, vurgu yapılacak yerler iyi seçilmiş kuru kalabalıktan uzak bir oyundu. İzlememiş olanlara şimdiden iyi seyirler.

Filiz TANYA